| ||||||||||
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
BİR PEHLİVAN HİKÂYESİ...
İlk defa bir güreş düzenleniyordu. Hüsrev, Ege Yöresi’nin en namlı pehlivanıydı. Uzun zamandır kendisini bu civarda yenen olmamıştı. BİR PEHLİVAN HİKÂYESİ İlk defa bir güreş düzenleniyordu. Hüsrev, Ege Yöresi’nin en namlı pehlivanıydı. Uzun zamandır kendisini bu civarda yenen olmamıştı. Kendi köyünden çok sayıda güreş seyircisi güreşi ve Hüsrev pehlivanı izlemek için çoktan yola çıkmıştı. Yağlı güreşi çok iyi bilirdi. Mertçe güreşirdi. Ahlaki yönüyle de yöresinde çok sevilirdi. Yakın köyde güreş düzenleniyordu. Duymuştu ki; güreşi düzenleyen köyün muhtarı Trakya’dan ve Ege’den iki pehlivan getirmişti. Hüsrev’i yendireceğinden, bahsediyordu. Bunu duyan Hüsrev : “ güreşe faydası olacaksa iyi olur ” demişti. Civarda ise başpehlivanlık güreşlerinin nasıl geçeceğine dair yorumlar yapılıyordu. Hüsrev her zaman olduğu gibi anasının özenle hazırladığı kahvaltısını yaptı. Helallik isteyerek evden ayrıldı. Güreşlerden biriktirdiği paralarla bir otomobil almıştı. Kendi yetiştirdiği üç çırağı vardı. Onlarla akşamdan sözleşmişti. Evlerinden tek tek aldı. Köylerinden güreşin yapıldığı köye doğru yola çıktılar. Herkes güreşte olduğu için köy adeta boşalmıştı. Fazla bir yolu yoktu. Yolu yarılamıştı. Issız köy yolunda park halinde bir otomobil gördü. Bir adam kendisine ısrarla el kaldırıyordu. Tanımıştı, bu köylüsü Mehmet’ti. Çok telaşlı bir hali vardı. Hemen Hüsrev’e durumu anlattı. Hanımının acilen ilçedeki hastaneye yetişmesi gerekiyordu. Köy yerlerinde doğumları genelde ebeler yaptırır. Ancak bu kadının durumu hastanelikti. Adamcağız hanımını hastaneye yetiştirmek isterken bu ıssız köy yolunda arabası bozulunca ne yapacağını şaşırmıştı. Mağdur adam O’ndan yardım istedi. Ama bugün Hüsrev için çok önemliydi. Kafasından bazı hesaplar yaptı. Bu kadıncağızı ilçedeki hastaneye götürse, geriye döndüğünde güreşe yetişebilir miydi? Çıraklarına danışınca, Onlar; “güreşe zor yetişeceğini ” söylediler. O sırada yoldan hiçbir araç da geçmemişti. Zor durumda bir aile vardı. Kayıtsız kalamazdı. Fazla düşünmeden Çıraklarını arabasından indirerek; “siz güreşe bir şekilde gidin ” dedi. Sonra mağdur aileyi arabasına bindirdiği gibi hızlı bir şekilde hareket etti. İlçeye varması bir saati bulacaktı. Bir de geriye dönmek vardı. Yol boyunca köylüsü Mehmet, kendisi için dua etti. Hüsrev’in çırakları yarım saat kadar yolda araç beklemişler, son çare olarak güreşin olduğu köye yürümeyi göze almışlardı. Ancak alt boylarda güreşecekleri için böyle yetişemezlerdi. Hüsrev virajlı yollardan sonra bir saatin sonunda hastaneye varmıştı. Mağdur aileyi acil servise bıraktığı gibi geri dönüş yoluna koyuldu. Vakit de epey ilerlemişti. Kendisi başpehlivan olduğu için güreş sahasına geç çıkacağını biliyordu. Ancak dönüşte yokuş çıkacaktı. Bir saatten fazla yolu vardı. Güreş ise çoktan başlamıştı. Hüsrev’in çırakları ise güreş yerine hala varamamışlardı. O yüzden kimse onların akıbetini bilmiyordu. Zaman ilerledikçe er meydanında fısıldaşmalar başlamıştı. Hüsrev’in ilk defa güreş tutacağı yabancı pehlivanlardan korktuğu için güreşe gelmediği yorumları yapılıyordu. Hüsrev’i yakından tanıyanlar Hüsrev’in cesaretinden şüphe etmiyor, bir sorun olduğu tahmininde bulunuyorlardı. Güreşecek tüm başpehlivanlar sahada idi. Bir tek yörenin en iyi pehlivanı Hüsrev yoktu. O ise bozuk köy yollarında hızlı bir şekilde ilerlerken çok sayıda seyirciye karşı mahcup olma duygusunu yaşıyordu. Bu yolculuk onu bayağı yıpratmıştı. Güreşe yetişemese bile insanlara bunun sebebini anlatmalıydı. Güreşin sunucusu olan cazgır, başpehlivanları sahaya çağırdığında vakit öğleyi çoktan geçmişti. Başa 7 pehlivan soyunmuştu. Bunlardan beşi yörenin pehlivanları, ikisi ise köy muhtarının Trakya ve Karadeniz’den getirdiği iki pehlivandı. Pehlivanlar yağlanmış vaziyette kura çekmeye hazırlanıyorlardı. Seyirci artık Hüsrev’den ümidini kesmişti. Köyün muhtarı da yanındaki seyircilere böbürlenerek yabancı pehlivanları gösteriyor, onları iki gündür misafir ettiğinden bahsediyordu. Kuralar çekilmek üzereyken, tozu dumana katan bir aracın güreş sahasına yaklaştığı görüldü. Bu Hüsrev idi. Sonunda yetişmişti. Onu sevenler hemen etrafında toplandılar. O başından geçenleri kısaca anlattı. Hakemler kendisine hemen kispet giyip er meydanına çıkması için ek bir süre verdiler. O duasını yaparak, kispetini giydi ve yağlanıp sahaya çıktı. Derken, kuralar çekildi. Hüsrev, ilk turda yörenin pehlivanlarından birine düşmüştü. Bu pehlivanı daha önce çok kez yenmişti. O’nu bir an önce yenmenin hesabını yapıyordu. Çünkü dişli rakipleri sırada bekliyordu. Güreş başladı. Bu pehlivanla güreşirken gücünün eksildiğini ve yorgun olduğunu fark etti. Güreşi biraz uzatmasına rağmen, sonunda yenmeyi başardı. İlk turun ardından Hüsrev’le birlikte Trakyalı ve Karadenizli Pehlivanlar rakiplerini kolayca yendiler. Hakemler yarı finalde aynı yöre pehlivanlarının birbirine düşmelerini engellemek amacıyla karşılıklı kura çektirdiler. Yörenin iki pehlivanı yabancı iki pehlivanla eşleşecekti. Hüsrev’e Trakyalı pehlivan düştü. Cazgır güreşi yine dualarla başlattı. Hüsrev’in güreşe neden geç kaldığı seyirciler arasında kulaktan kulağa konuşuluyordu. Hüsrev’in taraftarı olan, olmayan herkes ondan övgüyle bahsediyor onun kazanması için dua ediyordu. Seyirciye doğru her peşrev çekişinde onlardan bir alkış kopuyordu. Güreş başlar başlamaz rakibi Hüsrev’e büyük bir hırsla saldırdı. Hüsrev daha ilk dakikalarda anlamıştı ki bu pehlivanı kolay yenemeyecekti. Bu yüzden biraz savunma güreşi yapmalıydı. Kendisi yorgun olsa bile Allah vergisi olan dayanıklılığına güveniyordu. Trakyalı Pehlivan, onu çok zor durumlara düşürüyor, o kıvrak güreşi ile kurtulmayı başarıyordu. Ama her alta düştüğünde bozuk bir zemini olan güreş sahasında kafası yerlere sürtüyordu. Çoğu kez alttan çıkamadığı için yüzü gözü kan içinde kalmıştı. Rakip pehlivan’ın asıl amacı Hüsrev’i hem yenmek, yenilse bile güreşi mümkün olduğunca uzatmaktı. Çünkü Karadenizli Pehlivan ile aralarında gizli bir ittifak yapmışlardı. Birincilik ödülünü ikisi paylaşacaklardı. Ancak güreş uzadıkça Trakyalı Pehlivan’ın dayanıklılığı azalıyordu. Hüsrev güreşi dengelemişti. Yine düştüğü zor durumlardan birinde rakibini kendi oyununa düşürmesini becerdi. Bir anda Trakyalı pehlivan açık düştü. Seyirci de coşmuştu. Hüsrev final güreşini rakibini çok kolay yenen Karadenizli pehlivan ile yapacaktı. Bu pehlivan genç ve güreşi bile bir pehlivandı. Birbirleri ile ilk defa güreşeceklerdi. O’nu düşündüren yorgunluğunun yanı sıra rakibinin çok kolay güreşler yaparak finale gelmesiydi. Final güreşi için iki pehlivan seyircilerin büyük bir alkışıyla cazgır tarafından son kez güreşe başlatıldı. Hüsrev tüm yorgunluğuna rağmen moral açısından üst düzeydeydi. Peşrevini çekerken içinden : “Allah’ım ben bugün yaşadığım sıkıntıları sırf seni memnun etmek için çektim. Beni mahcup etme. ” diye, dua etti. Güreş başlamıştı. Rakibi en az Trakyalı Pehlivan kadar kuvvetli idi. Kilosu daha da fazlaydı. Hüsrev’in yorgunluğunu bildiği için üst üste el enseler vurarak O’nu daha fazla yıpratmak istiyordu. Hüsrev, o dakikalarda vücudunda hiç hissetmediği bir hafiflik hissetmişti. Üst üste yaptığı zorlu iki güreş sonrası iyice vücudu açılmıştı. Hiç bu kadar rahat güreştiğini hatırlamıyordu. İstediği oyunlara giriyor, daha cesaretli güreşiyordu. Rakibi de Hüsrev’in bu enerjisine anlam verememişti. Rakibi O’na “kesin yenerim ” gözüyle bakıyordu. Ancak karşısında bambaşka bir pehlivan bulmuştu. Güreş uzuyordu. Karadenizli pehlivanın dayanıklılığı gittikçe azalıyordu. Artık Hüsrev savunma yapan pehlivan değil, hücum yapan pehlivan olmuştu. Onu daha önce izleyenler, hiç bu kadar formda olduğunu görmemişlerdi. Sonunda rakibini teslim aldı ve sarma oyunu ile önce yorup, sonra sırtını yere yapıştırdı. O an seyircilerden büyük bir uğultu koptu. Sevenleri onu omuzlarına almıştı. Seyirci Hüsrev’i desteklemekte haklıydı. Şimdiye kadar böylesine güzel güreşler izlememişlerdi. O esnada bir adamın güreş sahasına doğru koşarak geldiği görüldü. Adam “ Hüsrev Pehlivan, Hüsrev Pehlivan ” diye bağırıyordu. Adamın gür sesi güreş sahasındaki sesleri bastırmıştı. Hüsrev pehlivan da dahil herkes o yöne baktı. Bu adam Hüsrev’in hastaneye bıraktığı köylüsü Mehmet idi. Hanımı bir erkek çocuk doğurmuştu. O ise hiç zaman kaybetmeden Hüsrev’e müjdeyi vermek için güreşin yapıldığı köye doğru yola çıkmış, güreşin sonuna ancak yetişebilmişti. Şöyle sesleniyordu : “ Hüsrev pehlivan! Bir oğlum oldu. Adını da senin gibi mert ve yiğit olsun diye Hüsrev koydum! ” Ahmet ÖZAK - ANKARA EMAİL: ahmetozak-tur@hotmail.com Bu haber 1911 defa okunmuştur.
|
GALERİ
|
||||||||
|
Copyright Ermeydani.Net 2009 Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||